Anasayfa / Makaleler / Dövizle Borçlanmaya Fren
Ülkemizin önemli ekonomik tartışmalarından birini yıllardır döviz kurları ve seyri oluşturmaktadır.

Dövizle Borçlanmaya Fren

Ülkemizin önemli ekonomik tartışmalarından birini yıllardır döviz kurları ve seyri oluşturmaktadır.

2018 yılına ilişkin beklentiler ve bunların ne ölçüde gerçekleşeceğine dair soru işaretleri mevcut politik gündem ile birleşince artan kur riski için beklenen düzenleme geçtiğimiz ay içerisinde geldi. Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’in yaptığı açıklama ile döviz geliri olmayanların döviz ile borçlanmasına sınırlama kondu. Bazı istisnalar getirilse de düzenlemenin etkili sonuçlar doğuracağı söylenebilir.

 Alagöz Dövizin yükselişi TL’nin değer kaybına işaret etmesi nedeniyle tüm sektörlerce uyarı işareti olarak algılanmaktadır.  Özellikle 2017’nin son yarısında hazırlıklarına başlanan ve geçtiğimiz günlerde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren karar sonrasında tartışmaların alevlendiğini görmekteyiz.  Öncelikle KOBİ’leri ve döviz açığı bulunan yaklaşık 25.000 firmayı ilgilendiren bu karar ile temel finansal sıkıntılardan biri azaltılmış olacak. Şöyle ki; döviz geliri olmayanların döviz borcunun olması her an doğacak bir finansal darboğaza işarettir. TL cinsinden kazançlar sağlanırken, borç ödemek için döviz borcu olanların oluşturduğu talep döviz kurunu yükseltmekte, var olan borçların ödenmesi güçleşirken kazanılan TL gelirlerin değer kaybetmesiyle finansman sıkıntısı da kur riskine eklenmiş olmaktadır.

Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’in yaptığı açıklamaya göre 28 bin firmanın nerdeyse 26 bini KOBİler ve bunların kur riski yönetme kabiliyetleri neredeyse yok.

Bu durumda reel sektörün döviz borçlanması neden önem taşımakta ona bakmalıyız.  Döviz krediler, kur riskinin bankalardan firmalara aktarılmasına neden olmakta,  firmalarda risk yönetim becerileri ve hedging faaliyetlerinin gelişmesini zorunlu kılmaktadır. Bu faaliyetlerin yetersiz kalması demek kur riskinin geri ödenmeme riskine dönüşmesi ve firmalarda bilanço uyumsuzluklarının doğurduğu riskler demektir.

Bu fasit daireyi kırmak için yapılan düzenlemeye göre dövize endeksli TL krediler son buldu, döviz kredilerde de sınırlamalar genişletildi. 2 Mayıs 2018 tarihi ile yürürlüğe girecek olan tebliğe göre; Türkiye’de yerleşik kişilerce yurt içi ve yurt dışından temin edilen döviz kredilerinde krediyi kullananın kredi bakiyesinin 15 milyon doların altında olması halinde, kullanılmak istenilen kredi tutarı ile mevcut kredi bakiyesi toplamı son üç mali yılın döviz gelirleri toplamını aşamayacak.  Ayrıca bu gelirlerin yeminli mali müşavirler tarafından onaylanmış belgelere dayandırılması zorunlu olacak. Özetle,15 milyon doların altında borcu olanlar döviz gelirinin 3 katına kadar borçlanacak, 15 milyon doların üstünde ise hedge sistemi devreye girecek.

İstisna kapsamında olan konu ise leasing. Şirketler döviz gelirinin varlığına bakılmaksızın KDV’si yüzde 1 olan makine ve teçhizat yatırımlarını leasing yoluyla alabilecek.

Önümüzdeki aylarda tamamlanması beklenilen diğer bir düzenleme ile de küçük ve orta ölçekli işletmelerin ardından büyük ölçekli işletmelere de dövizle borçlanma sınırı getiriliyor. Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, “15 milyon dolar üzerinde döviz borcu bulunan 2 bin 118 şirket için veri tabanı ve düzenleme çalışmalarını bu yılın ilk yarısında tamamlayacağız” diyerek çalışmaların ikinci aşamasını büyük ölçekli şirketlerin oluşturduğunu belirtti. Şimşek, kur riskinin yönetilmesi çalışmasının çok kapsamlı olduğunu ve ülkenin gerçeklerine uygun dizayn edildiğini vurgulayarak, bu mevzuat çerçevesinin önemli bir yapısal reform ve dönüşüme işaret ettiğini söyledi.

Böylelikle 2018’in ilk yarısında, döviz açık pozisyonu olanların kurdaki dalgalanmalar karşısında savunmasız kalarak, tüm ekonomiyi finansal sıkıntıya sokmalarını engellemeye yönelik sistemi rahatlatıcı çalışmaların ardı ardına geleceğini ve buna bağlı olarak beklentilerin pozitife döneceğini umut edebiliriz.

Hakkında admin

kayadata@yandex.com'

Ayrıca Bakınız

Üniversite Nedir ve Nerededir?

Üniversiteler hiç bir politik ve dini baskı unsuru olmadan tüm kurum ve kuruluşlardan bağımsız kendisine özgü bir tüzel kişiliği bulunan araştırma ortamlarıdır. Akıl sürecini duygusal sürecin önüne alarak olayları inceler, objektif edinimler ile bireylerde farkındalık yaratır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.